Boşanma davalarında en sık karşılaşılan beklentilerden biri şudur: "Karşı tarafın aldatma yaptığını ya da güveni sarstığını ispatlayacak bir mesaj, kayıt ya da fotoğraf elime geçti, bunu mahkemeye sunarsam dava biter." Oysa bir delilin mahkemece dikkate alınması yalnızca içeriğine değil, ne şekilde elde edildiğine de bağlıdır. Hukuka aykırı yoldan toplanan bir kanıt, içeriği ne kadar çarpıcı olursa olsun hükme esas alınmayabilir; üstelik bu yola başvuran kişi kendisini cezai sorumluluk altında bulabilir.
Bu yazıda, boşanma yargılamasında hangi delillerin geçerli sayıldığını, hukuka aykırı delil kavramının ne anlama geldiğini ve kişisel verilerin korunmasıyla bağlantısını uygulamadaki örnekleriyle ele alıyoruz.
Boşanma davalarında geçerli olan ispat sistemi, kural olarak serbest (vicdani) delil sistemidir. Bu, hâkimin önüne gelen delilleri belirli bir sıraya göre değil, bir bütün halinde serbestçe değerlendirip vicdani kanaate ulaşması anlamına gelir. Tarafların sunduğu mesajlar, fotoğraflar, tanık beyanları, otel ya da seyahat kayıtları bu kanaatin oluşmasında rol oynar.
Bununla birlikte, serbest değerlendirme sınırsız bir kabul anlamına gelmez. Bir delilin değerlendirmeye alınabilmesi için iki temel süzgeçten geçmesi gerekir: hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmak ve gerçekliği konusunda makul bir kuşku bulunmaması. Bu iki ölçüt sağlanmadığında, delilin içeriği lehe görünse dahi sonuca etkisi olmayabilir.
Hukuka aykırı delil, bir kanun hükmünün ya da bir kişinin anayasal bir hakkının (özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti gibi) ihlal edilmesi suretiyle elde edilen ispat aracıdır. Anayasa'nın 38. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 189/2. maddesi açıktır: hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller, bir vakıanın ispatında mahkemece dikkate alınamaz.
Uygulamada burada önemli bir ayrım gözetilir; bu ayrım, bir delilin akıbetini büyük ölçüde belirler:
Burada zaten var olan bir delil söz konusudur; sorun, onun ele geçiriliş biçimindedir. Örneğin ortak konutta bulunan bir defter, mektup ya da fotoğraf bu kategoriye girer. Yargıtay, somut olayın özelliklerine göre bu tür delilleri zaman zaman kabul edebilmektedir; özellikle delilin ortak yaşam alanında, olağan biçimde elde edildiği durumlarda değerlendirme tarafın lehine olabilir.
Burada ise ortada baştan var olan bir delil yoktur; delil, kurgu, hile ya da gizli kayıt yoluyla üretilir. Gizlice ses veya görüntü kaydı almak, telefona casus yazılım yüklemek, sahte bir profil üzerinden eşi konuşturup kayda almak bu gruba girer. Yargıtay ve doktrin, bu şekilde "yaratılan" delillerin hiçbir koşulda hükme esas alınamayacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Yani sırf delil oluşturmak amacıyla kurgulanan kanıtlar, ölçülülük tartışmasına dahi girmeden reddedilir.
SMS, WhatsApp, e-posta ve sosyal medya yazışmaları bugün boşanma davalarında en sık başvurulan delil türü. HMK m. 199 uyarınca elektronik ortamdaki her türlü veri "belge" sayılır; dolayısıyla bu yazışmalar belge niteliğinde takdiri bir delildir. Ancak "belge" olması, tek başına kesin sonuç doğuracağı anlamına gelmez:
Bir noktanın altını çizmekte fayda var: af olgusu. Çekişmeli bir olaydan sonra eşlerin birbirine sevgi içerikli mesajlar göndermesi, Yargıtay tarafından önceki olayların affedildiğine ya da hoşgörüyle karşılandığına dair bir emare sayılabilir. Bu durumda affedilmiş sayılan olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez. Yani sunulan yazışmalar bazen sunan tarafın aleyhine de işleyebilir.
Aynı içerikteki bir mesaj, elde ediliş yöntemine göre geçerli ya da geçersiz olabilir:
Bir yazışma ya da kaydın mahkemeye sunulmuş olması, gerçek kabul edileceği anlamına gelmez. İtiraz ya da kuşku halinde mahkeme birkaç yoldan denetim yapar:
Boşanma davasında sunulan mesajlar, fotoğraflar, finansal ve sağlık kayıtları aynı zamanda kişisel veri niteliğindedir. 6698 sayılı Kanun bu verilerin işlenmesini sıkı kurallara bağlar ve bu nokta, delilin yalnızca reddedilmesinden öte sonuçlar doğurabilir.
Boşanma davalarında ispat hakkı ile özel hayatın korunması hakkı sıklıkla karşı karşıya gelir. Doktrinde iki temel yaklaşım öne çıkar:
Görüldüğü gibi, en esnek yaklaşımda bile çizilen sınır nettir: önceden var olan bir delilin ölçülülük çerçevesinde tartışılması ile, sırf dava için üretilen bir delilin durumu birbirinden tamamen ayrıdır.
Hukuka aykırı yoldan delil toplamanın sonucu yalnızca o delilin reddedilmesiyle sınırlı kalmayabilir. Eşin rızası dışında, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen veriler Türk Ceza Kanunu kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi suçlarını gündeme getirebilir. Yani delil olsun diye atılan bir adım, kişiyi davacı ya da davalı sıfatının yanında bir de sanık konumuna taşıyabilir.
Boşanma davalarında bir delilin değeri, içeriği kadar nasıl elde edildiğine bağlıdır. Ortak yaşam alanında olağan biçimde bulunan ve gerçekliği tartışmasız bir delil ile, casus yazılım veya gizli kayıt yoluyla üretilen bir delil arasında hukuken büyük fark vardır. İkincisi çoğu zaman hem işe yaramaz hem de cezai sorumluluk doğurur.
Bu nedenle, elinizdeki bir kanıtı mahkemeye sunmadan önce onu nasıl elde ettiğinizi değerlendirmek; mümkünse mahkeme aracılığıyla resmi yoldan celp edilebilecek delilleri bu yolla toplamak en sağlıklı yaklaşımdır. Sahip olduğunuz bir belgenin geçerli delil sayılıp sayılmayacağı, somut olayın koşullarına göre değişeceğinden, dava açmadan önce bir avukata danışmanız hak kaybı yaşamamanız açısından önemlidir.